Batu Şener Röportajı: Bölüm 2

Los Angeles’te bir İzmirli; besteci, aranjör ve piyanist Batu Şener

10/05/2017
23 Paylaşıldı 1,513 Görüntülendi

Amerika’da neler yaptın? Şu an ne iş yapıyorsun?

2 sene içerisinde Berklee’yi bitiriyorum. ‘Los Angeles’a gitmelisiniz, bu işin başka yolu yok’ diyor tabii okul sürekli. Fakat ben 2 senelik halim ile kalkıp Los Angeles’a gitme ve iş hayatına atılma fikrine pek sıcak bakmıyorum. Yüksek lisans yapmaya karar veriyorum. Bu mesleği icra etmek için her hangi bir diploma gerekmiyor ama kendimi Los Angeles’a en iyi şekilde hazırlamaya çalışıyorum. New York University ve Columbia College Chicago’nun film müziği besteciliği bölümlerine başvuruyorum. Her iki okula da kabul ediliyorum. New York da Chicago da soğuk yerler. Kurtuluşu yok gibi. Ayrıntıları önemli olmayan birçok sebepten ötürü Chicago’ya gitmeye karar veriyorum. Daha da soğuğa yani. 2 yıl da orada eğitim aldıktan sonra Los Angeles’a taşınıyorum ve John Powell ile çalışmaya başlıyorum.
Bu durumda New York yerine Chicago’ya gitmeyi tercih etmem çok mühim bir nokta: Ebeveynlerim, Fazıl Say, Wall-E, Chicago.

John Powell önemli bir müzisyen yolunuz nasıl kesişti?

Columbia College Chicago, bölümden mezun olacak tüm öğrencileri 5 haftalık bir yaz dönemi stajı adı altında Los Angeles’a yolluyor. Okul, Hollywood’daki önemli film müziği bestecileriyle anlaşmalı sanırım. Her sene mezun olacak öğrencilerin özgeçmişleri ve besteledikleri bir-iki parçayı yolluyor okul bu bestecilere. Onlar da uygun buldukları öğrencileri stüdyolarında staj yapmak için çağırıyorlar. John da beni seçiyor. 5 hafta boyunca John Powell’ın yanında stajyerlik yapacağım, daha ne isteyeyim. Bu arada belirtmeliyim ki John, her zaman Thomas Newman’dan sonraki ikinci besteci olmuştu benim için. Tahmin edebilirsiniz heyecanımı. Olmasaydı, gerçekleşmeseydi bugün mimarlık yapıyordum dedirten önemli noktaları sıralama, şimdilik John’ın beni seçmesi ile son bulsun. Bundan sonra neler olacak göreceğiz.

john powell

Peki bu 5 haftalık staj süresince neler oldu? Bugün hala John Powell ile beraber olduğuna göre önemli bazı ayrıntılar olsa gerek bu 5 haftanın içerisinde.

Çok ilginç şeyler oldu demeliyim. Bu 5 haftalık süre boyunca öğrenciliğim devam ediyor aslında. Sabah erkenden Hollywood’da bir stüdyoda bazı derslere ve seminerlere katılıyor, öğlen Los Angeles’ın çılgın trafiğini göğüsleyip John’ın stüdyosuna gidiyorum. Her gün! O zamanlar benim bilmediğim bir ayrıntı var. John’ın asistanı işten ayrılmak üzere. John bunu biliyor. Belki de bu sebeple ve elbette ne kadar becerikli olduğumu görmek adına normal şartlarda stajyerlerden beklenmeyecek işleri yapmamı istiyor benden. Şu eserin orkestrasyonunun yapılması lazım, şu parçanın notalarının yazılması lazım, Hollywood Bowl Açık Hava Tiyatrosu’ndaki bir konser için How to Train Your Dragon 1 ve 2 filmilerinin bazı müziklerinin yeniden düzenlenmesi gerekiyor vs. Tabii ben büyük bir şaşkınlıkla beraber bu işleri en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. Becerikli olduğumu anlayan John bana şöyle diyor:

Elinden her şey geliyor gibi. Burada stajın bittikten sonra da kalmaya ne dersin?

İşin aslı daha da mütevazi bir şekilde sormuştu sanırım. ‘Yani eğer başka bir planın yok ise..’ gibi. Vardı ise de artık yok tabii – ki yoktu.

Şu an Amerika’da okuyanlar bilir. Öğrencilik için aldığınız vize size okulun ardında 1 yıl boyunca çalışmanız için bir izin sağlıyor. Bu sayede yasalar çerçevesinde John’ın yanında çalışmaya devam ediyorum. John ile tanışmamdan 6, stajımın sona ermesinden 1 hafta sonra yine bir konuşma sırasında buluyorum kendimi:

‘Vizen bittiğinde ne olacak? Amerika’da nasıl kalacaksın?’

İşte o gün John, bana Amerika’da kalmamı sağlayacak bir çalışma ve oturma izni için sponsorluk yapacağını söylüyor.
John hem olağanüstü yetenekli bir besteci, müzisyen hem de bugüne kadar tanıdığım en alçak gönüllü insanlardan biri. Kendisi ile tanışma ve çalışma şansı elde ettiğim için ne kadar mutlu olduğumu, bu vaziyetin kıymetini her geçen gün daha da iyi anladığımı ve elimden gelenin en iyisini yapmayı sürdürdüğümü, aynı zamanda da ‘tamam, işi kaptım bundan sonrası rahat’ olmadığını belirtmeliyim.

Çalıştığın filmler hangileri? John ile bugüne kadar neler yaptın?

Stajımın başladığı zamanlarda How to Train Your Dragon 2 (2014) bitmek üzereydi. O film ile başlıyorum fakat o zamanlar daha yeni olduğum için bazı ayaküstü işler yapıyorum. Ardından Pan (2015). Burada ilginç bir hikaye var aslında. Bu film için yaklaşık 40 günümüz vardı. 40 gün içerisinde 90 dakika müzik bestelenecek, canlı kayıtları yapılacak ve mix’i bitirilip teslim edilecek. John, filme başlarken bana şöyle demişti:

Biliyorum sen de müzik yazmak isteyeceksin ama çok karmaşık ve zorlu bir 40 gün olacak. Senin diğer her şeyle ilgilenmeni istiyorum.

Gayet yerinde ve doğru bir yaklaşım aslında. Ne de olsa John beni daha bir yıldır tanıyor o zamanlar ve bu denli büyük bütçeli bir film için bana güvenebileceğinden emin olmaması çok doğal.

Ben herkesin kendi şansını yaratabileceğine inanıyorum. Bu sebeple de sonucun ne olacağını bilmeden şöyle bir işe kalkışıyorum: 2 hafta geçmiş, harıl harıl çalışıyoruz, aralıksız. Haftanın her günü, günde +12 saat. Fakat bir gün biraz farklı, John erkenden eve gidiyor, stüdyoda benden başka kimse yok. Ne yapacağım, saat akşam 8. 2 haftadır eve gece yarısından sonra dönüyorum. Böyle bir fırsat bir daha gelmeyebilir filmin sonuna kadar. Derhal eve gitmeli, belki biraz televizyona bakıp, erken uyumalı ve dinlenmeliyim. Ama tam aksine stüdyoda kalmaya karar veriyorum.
Filmin müzikleri bestelenmeye başlamadan önce, John tüm temaları yazıyor. Tema derken mevzu-bahis şu: Her karakterin bir teması oluyor. Peter Pan’in, korsanların, aşk teması, ayrılık teması vs. Bu temalar da tüm film boyunca işleniyor.

Şimdi önümde bir liste var. Bu filmde toplam 40 parça olacak. 2 hafta geçmiş daha yarısına bile gelememişiz. Tüm temalar da önümde hazır. Yönetmen ile yaptığımız spotting görüşmesi ardından da hangi sahnede ne tür müzik istendiği belli. Seçip bir tanesini başlıyorum yazmaya. 2-3 saat sonra bitirip eve dönüyorum. John’a da mail atıyorum. ‘Ben bir deneyeyim dedim, bilgisayarında hazır, bakmak istersen… Top artık John’da. Ertesi gün John beni odasına çağırıyor:

Şu kişiye telefon eder misin? Şu sample library çalışmıyor adam akıllı, bir bak lütfen, bir de şu notanın fotokopisini çeker misin?

Belli ki ya dinlemedi ya da dinledi ve tamamen görmezden geliyor, diye düşünerek odadan ayrılmak üzere kapıya doğru yürürken:

Bu arada dün yaptığını dinledim, olmuş, beğendim, şu diğer sahneyi de dene

diyor. İşte, ne oldu? Eve gidip uyuyabilirdim. Ama sonunda filmin 5 sahnesine benim müziklerim var.

batu şener

Ardından Jason Bourne (2016). Bu ise bambaşka bir durum. Evvela Bourne serisinin yeni filmi. Bir ağırlığı var. Tam da bu zamanlarda John’ın ailesinde çok acı olaylar yaşanıyor. John, David Buckley’e telefon ediyor ve filme yardımcı olmasını istiyor. Paylaşacaklar yarı yarıya. Fakat durumlar iyice kötüye gidince John bana şöyle diyor:

Bu işi senin halletmen gerekecek.

Neticede bu filmin yarısı benim üzerime düşüyor. Neyse ki film stüdyosu daha önce John’ın diğer 3 filme yazdığı müzikleri ve fikirleri kullanmamıza izin veriyor. Öyle ya da böyle bu filmin de sonunu görüyoruz.

Film müziği dünyası dışında işler de yapıyoruz tabii ki. John, birinci dünya savaşının 100. yıldönümü için bir oratoryo yazıyor. Bu oratoryonun orkestrasyonlarını da ben yapıyorum. Kendi kariyerim açısından da bazı işler yapıyorum o alana ayırdığım vakit ancak şimdilerde artıyor. Ne de olsa John ile olan bağımın sağlam olması çok mühim.
Sırada Ferdinand (2017) ve How to Train Your Dragon 3 (2019) filmleri var. Aslında arada bir tane daha eklendi ancak o film hakkında konuşamıyorum şu an. Büyük bir şey tabii. Sürpriz.

Filmler dışında başka işler için de beste yapıyor musun?

Elbette. Kendime ayırdığım vakitlerin de birçoğu stüdyoda geçiyor. Bugüne kadar bir yaylı çalgılar dörtlüsü, 6 çocuk şarkısı düzenlemesi, daha mühim (ve bugünlerde çok meşhur olan) bir marşımızın düzenlemesi, senfonik şiirler, caz eserleri, barok eserler vb. birçok işle uğraşıyorum. Her gün bir şeyler yazmaya özen gösteriyorum.

İşinin seni en çok mutlu eden yanı nedir? Hedefin nedir?

Müziğin kuvveti. Müziğin izleyiciye yaşatabileceği o geniş duygu paleti. Çok güçlü bir silah ve iyi kullanıldığında çok etkili. Sanıyorum şu an ki hedefim John ile birlikte daha çok filmlerde çalışmak ve belki birgün bir filmi tamamen beraber yapabilmemiz. Elbette bireysel kariyerim adına da ilerlemeye devam etmeliyim. Daha önce de olduğu gibi televizyon dizilerine, reklamlara ve video oyunlarına müzik yazmaya devam edeceğim. Projelerin zamanla büyümesini umuyorum.

Türkiye’de senin gibi yetenekli gençlere ne yapmalarını önerirsin?

Kimsenin kendilerine ‘olmaz’ demesine müsaade etmemelerini.

Birgün Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musun?

Sanmıyorum ama İzmir’de bir evim olacak, orası kesin. Bu meslekte belli bir seviyeye ulaştığınızda dünyanın neresinde olduğunuz önemli olmaz. İnternet çağında İzmir’den de çalışarak aynı işi yapabilirim. Fakat Los Angeles bana hep İzmir’i hatırlatıyor. Hatta daha çok Çeşme ve Urla’yı. Ankara, Eskişehir, Boston, Chicago derken nihayet yılın her günü güneşli ve üstüne üstlük kışları İzmir’den bile ılık geçen bir yerde yaşıyorum. O yüzden sanıyorum. Los Angeles’da kalacağım.

Batu Şener’e nasıl ulaşabiliriz?

Her ne kadar meşgul olsam da gelen mesajlara cevap vermeye çalışıyorum. www.batusener.com adresinden bana ulaşılabilir.

İlgini Çekebilecek Yazılar

Cannes 2017: Herkesin Konuştuğu 11 Film – Bölüm 3
Festival
paylaşım1239 görüntüleme
Festival
paylaşım1239 görüntüleme

Cannes 2017: Herkesin Konuştuğu 11 Film – Bölüm 3

ADMIN - Haz 29, 2017

Uluslararası sinema toplumunda dalgalanmalara neden olan Cannes 2017 filmleri. Cannes veteranı tarafından iki kez Palme d’Or’un galibi Michael Haneke’den Zambiya…

Logan’ın R-Rated VFX’inin Ardındaki Sırlar
Post Prodüksiyon
paylaşım1268 görüntüleme
Post Prodüksiyon
paylaşım1268 görüntüleme

Logan’ın R-Rated VFX’inin Ardındaki Sırlar

ADMIN - Haz 16, 2017

X-Men serisinin en yeni ve en karanlık girişi olan Logan, tüm serideki en çarpıcı efektlerin bazılarını içeriyor (filmin R-rating göz…

Sigma: Yeni Cine Zoom
Lens
paylaşım1663 görüntüleme
Lens
paylaşım1663 görüntüleme

Sigma: Yeni Cine Zoom

ADMIN - Haz 14, 2017

Sigma, objektifte güzel optikler arayan film yapımcıları için daha ucuz bir alternatif olduğu için bilinir. Yeni High-Speed Primes (şu an…

Yorum Yazmak İçin

Merak etmeyin, mail adresiniz yayınlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.