Batu Şener Röportajı: Bölüm 1

Los Angeles’te bir İzmirli; besteci, aranjör ve piyanist Batu Şener

03/05/2017
17 Paylaşıldı 2,145 Görüntülendi

Batu Şener kim? Anlatır mısın?

Şener soy isminin ş harfi ile telaffuzunu en son ne zaman duyduğumu/okuduğumu hatırlayamıyorum. Başka bir ülkede yaşamanın getirdiği değişikliklerin başında bu geliyor olsa gerek. Batu Şener, Los Angeles’da yaşayan İzmirli bir besteci, aranjör ve piyanist. Biraz ayrıntısına girersek ağırlıklı olarak Film Müziği besteciliği ve orkestrasyon yapan İzmirli diyebiliriz.

Müziğe ilgi duyduğunu ilk ne zaman anladın?

2-3 yaşlarında iken televizyonda duyduğum reklam/dizi/film müziklerini söyler veya ıslıklarmışım. Hatırladığımı söyleyemem ama aynı hikayeleri duya duya hatırlar kadar oldum. Ebeveynlerim, bu sıra dışı huyumu fark edip küçük bir orgcuk almışlar. Arabalar ile, televizyondaki Spider-Man çizgi dizileriyle ilgilenmeyişimin asıl sebebi bu küçük orgumun olması, bu kısmını hatırlıyorum. Aylar geçtikçe daha büyük bir org, daha da büyüğü derken bu işin eve bir piyano alınışı ile bittiği aşikar.

Ailen seni destekledi mi?

Elbette. Her ne kadar Klasik Batı Müziği, ülkemizde bir meslek alanı olarak benimsenmemiş ise de, ailem beni eğitimimin ve “Ben Amerika’ya gidiyorum”larımın her evresinde sonuna kadar destekledi. “Bu çocuk müzisyen gibi, eğitimini almalı” kararı ise tamamen onlara ait. İlgilenmemiş olsalar ya da desteklememiş olsalar idi bugün kesin ebeveynlerimin mesleği olan mimarlık yapıyor olurdum. Anne-baba mesleği olduğundan değil, her zaman matematiğe ve çizim yapmaya duyduğum ilgimden. Tüm okul defterlerim binalar, caddeler, 3 boyutlu modeller ve karikatürler ile doludur. Hatta ilkokulda bir resim yarışmasında birinci bile olmuştum, hatırlıyorum (rezalet bir resim ile diye eklemeliyim).

Müzik eğitimin ne zaman başladı?

1993 yılında İzmir’de Maria Rita Epik ile tanışıyorum. Maria, 1990 yılında İzmir Özel Maria Rita Epik Müzik Okulu’nu kuran, 1979 yılında Türkiye’nin Eurovision temsilcisi, olağanüstü yetenekli ve hoşgörülü bir müzisyen. Esasında müzik eğitimim o yıl başladı. 1993 ile 2001 yılları arasında, her hafta, okuldan sonra Maria Rita Epik Müzik Okulu’na gidiyordum. Zaman zaman haftada üç gün kadar orada olduğumu hatırlıyorum.

Peki ya sonra? Kimlerden ve nerelerde eğitim aldın?

2000’li yıllara girdiğimizde, babam Fazıl Say’a bir mektup yazıyor. Adresine ya da belki de e-posta adresine nasıl ulaştığını bilmiyorum ama bir şekilde Fazıl ile iletişime geçiyor. “Böyle böyle bir çocuk var, elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz, yetenekli gibi bu işe, acaba bundan sonra ne yapmalıyız” vb. şeklinde bir yardım isteğinde bulunuyor. Şimdi sıralayalım bir yandan da, olmasaydı, gerçekleşmeseydi bugün mimarlık yapıyordum dedirten önemli noktaları: Ebeveynlerimin ilgisi ve Fazıl Say’ın babama cevabı.

Fazıl, bizi İstanbul’daki evine davet ediyor, 2000 yılının sonlarıydı sanırım. Toparlanıp İstanbul’a gidiyoruz bir gün. Fazıl’ın mütevazi ve sevimli evini dün gibi hatırlıyorum. Salonun başköşesinde piyanosu. “Çal bakalım bir şeyler” demişti bana. Ben de tabii 10 yaşında çocuk, heyecan ile oturuyorum piyanonun başına. Mozart’ın bir sonatını çalışıyordum o zamanlar, bir iki Chopin etüd de vardı yanılmıyorsam çaldıklarımın arasında. Fazıl’ın bana bakışını hatırlıyorum. “Sen bu işi gerçekten yapmak istiyor musun?” diye sorduğunu da. Onaylayan cevabımın ardından ebeveynlerime dönüp yetenekli bir ‘şey’ olduğumu söylüyor Fazıl. Kendisinin hocalık yapmadığını fakat kendisinin de hocası olan Prof. Kamuran Gündemir ile derhal iletişime geçmemiz gerektiğini ve bu işe hızla sarılmak gerektiğini belirtiyor.

Bunu üzerine biz Kamuran Hoca ile iletişime geçiyoruz. 2001 yılı başlarıydı. Ayvalık’taki yazlıklarında küçük bir kaçamaktalar Kamuran Hoca ve eşi. Bu sefer toparlanıp Ayvalık yollarına düşüyoruz. Orada, Fazıl’a çaldıklarımı yineleyip Kamuran Hoca’nın fikirlerini duymak üzere heyecan ile beklediğimi de hatırlıyorum. Gelin görün ki benzer bir tepki ile karşılaşıyorum. Ama iş ciddiye binmek üzere. Kamuran Hoca şöyle söylüyor:

Şimdi sen haftada bir gün kalkıp Ankara’ya evime geleceksin. Her cumartesi birlikte 3 saat ders yapacağız. Ama sadece benimle olmaz. İzmir Devlet Konservatuarı’nda Prof. İstemihan Taviloğlu’nu buluyorsun. Hafta 1-2 defa da ona gidecek ve teori, armoni, solfej, bestecilik dersleri alacaksın. Başka türlü olmaz.

Prof. Kamuran Gündemir ile tanışan Batu’nun hayatında nasıl bir değişim başladı?

Bu çılgın serüvene kalkışabileceğim, maddi açıdan gerçekleşebileceğinin anlaşıldığı günden itibaren, tam 2 buçuk yıl boyunca her hafta cumartesi sabahı –o zamanlarda tek havayolu olan Türk Hava Yolları’nın sabah uçağıyla- Ankara’ya gidiyorum. 11 yaşındaki halim ile Havaşlara binip, kaçırdığımda ise taksiler ile Kamuran Hoca’nın evine varıyorum. 3 saat dersimi alıp alelacele havalimanına dönüp akşam uçağı ile İzmir’e dönüyorum. Aynı sürede de İstemihan Hoca ile haftada 2 kez buluşuyorum. Belki kalkıp Ankara’ya da taşınabilirdik ama biliyorsunuz, İzmir’de yaşadıktan sonra kara iklimi pek göz boyamıyor. Üstelik İstemihan Hoca da İzmir’de. Lise çağım yaklaştığında Kamuran ve İstemihan Hoca ile görüşüp müzik eğitimine nasıl devam edeceğimizi konuştuk. Kamuran Hoca şöyle dedi:

“Her ne kadar istemiyorsan da Ankara’ya taşınıyorsun Batu. Bilkent’e başvur. Liseyi orada oku. Anadolu liselerinde vakit kaybetme lüksün yok. Orada Prof. Ersin Onay ile çalışmalısın.”

Daha fazla uzatmayayım. 2004 yılında, Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Müzik Hazırlık Lisesi’ne kabul ediliyorum. Bilkent kampüsünde bir yurda yerleşiyorum. Ersin Hoca ile çalışmaya başlıyorum. Tabii müzik lisesi. Biyoloji, kimya yok. Armoni, solfej, müzik tarihi, ne ararsanız var. Orada bir armoni hocasının bana ‘Sen besteci olacaksın, bak gör’ dediğini ve kendisine ‘Hiç ilgisi yok, ben piyanistim’ dediğimi çok net hatırlıyorum. Komik.

Bilkent’te ayrıca yine Kamuran Hoca’nın öğrencisi Sanem Berkalp ile de çalışıyorum. Liseyi 3 yıl okuyan son sınıflardanım. Lise son zamanlarında bestecilik ile daha çok ilgilenmeye başladığımı ve tükürdüğümü yalama ihtimalinin hızla arttığını fark ediyorum. Her ne kadar Bilkent’ten memnun olsam bile Ankara’da yaşamaya devam etme fikrine çok soğuktum. Ama İzmir’e de dönmeyecek 3 yıl aradan sonra ailem ile yaşamayacaktım. Başka nerede konservatuvar varmış diye bakınırken (bu arada İstanbul’a da sıcak bakmıyorum, kalabalığa gelemem pek) Eskişehir’e gitme kararı alıyorum. 2007 senesinde oraya başlıyorum. Fakat artık geleceğe yönelik sorularım var. Kesinlikle piyanist olma fikrine karşıyım. Bestecilik de bestecilik. Oraya buraya parçalar yazıyor, önüme gelen ilk fırsatta düzenlemeler yapıyorum. Bundan sonra ne yapacağım belli değil.

Berklee College of Music’e nasıl başvurdun ve kabul edildin? Amerika’ya gitmeye nasıl karar verdin?

Yine İzmir özlemi ile yanıp tutuştuğum ve ‘Ben gidiyorum’ diye 2 günlüğüne İzmir’de olmak için 8’er saat otobüslerde sürünmediğim bir gün; –tabii Eskişehir’in soğuğu da Ankara’dan aşağı kalmıyor, ben şubat ayında 22 derece güneşli günler ile büyüdüm, 1 metre kara gömülü değil– işte bir gün Wall-E filmini izlemeye gidiyoruz sinemaya. Film başlı başına bir klasik, olağandışı bir hikaye ve mükemmel bir animasyon. Fakat beni benden alan kısmı ise müziği.

Müzikler, bugüne değin en beğendiğim film müziği bestecisi Thomas Newman tarafından bestelenmiş. İzleyenler hatırlar, filmin ilk 40 dakikasında diyalog yok. Müziğin filmi yüceltme gücünü ilk defa bu sayede fark ettim. Eminim daha önce benzer kalitede filmler izlemişimdir fakat geleceğim ve müzisyenliğim ile ilgili bir arayış içerisinde değildim muhtemelen. Bir kimsenin hayatı 1 buçuk saat içerinde bu derece alt üst olabilir. Kısacası neye uğradığımı şaşırıyorum. O akşam eve gidip internette nerede film müziği eğitimi alabilirim araması yapıyorum. Tabii ki Berklee çıkıyor birinci sonuç. Kasım 2008 idi sanırım. Okulun internet sitesinde yıllık ücretleri görmem ile siteden ayrılışım bir oluyor. Bu işin olmayacağını, ebeveynlerimin böyle bir masrafı karşılayamayacağını bildiğimden sözünü bile etmiyorum.

Aradan bir yıl geçiyor. Eskişehir’deki konservatuvar eğitiminden aldığım haz yok olmak üzere. İşte o zaman karar veriyorum. Otobüse atlayıp İzmir’e gidiyorum. Annem ile babamı alıp İskele’deki Yengeç Balık Lokantası’na gidiyorum. Kasım 2009. Hava hala dışarıda oturacak kadar ılık. Şöyle dediğimi hatırlıyorum:

“Anne, baba, ben film müziği besteciliği eğitimi almaya karar verdim. Amerika’da bunun bir üniversitesi varmış, – Boston, yine soğuk, olsun – maddi açıdan karşılayamayacağımızı biliyorum, ama sınavına gireceğim, burs alırım, gerisini de borçlanarak ödemeyi talep ediyorum. Var mısınız?”

Ebeveynlerimin bu aşırı kararlılığım karşısındaki cevabı ‘Elbette’ oluyor. Çılgınlık tabii ki. Kasım 2009’da başvurumu yapıyorum. Ocak 2010’da kalkıp Amerika’ya gidiyorum sınava. 31 Mart 2010’da kabul ediliyorum, bursuyla filan. Fakat şöyle bir durum oluşuyor. ‘Ya şimdi kalkıp Mayıs 2010’da başlayacaksın ya da 2012 Ocak ayında’ diyor Berklee. Okulda yer kalmamış. Dolu. Ne olacak peki? Nisan başı Eskişehir’den ayrılıp –okulun ortasında yani, resmen bırakıp– İzmir’e dönüyorum. Oh, 1 ay İzmir’de kalacağım, tam da bahar zamanı. Ardından toparlanıp, 2010 Mayısı başında Amerika’ya taşınıyorum. Sıralamaya devam bir yandan: Ebeveynlerimin ilgisi, Fazıl Say’ın cevabı ve Pixar’ın Wall-E filmini izlemem.

Batu Şener’in Amerika yolculuğu başlıyor. Röportajın devamı yakında…

İlgini Çekebilecek Yazılar

Cannes 2017: Herkesin Konuştuğu 11 Film – Bölüm 3
Festival
paylaşım1239 görüntüleme
Festival
paylaşım1239 görüntüleme

Cannes 2017: Herkesin Konuştuğu 11 Film – Bölüm 3

ADMIN - Haz 29, 2017

Uluslararası sinema toplumunda dalgalanmalara neden olan Cannes 2017 filmleri. Cannes veteranı tarafından iki kez Palme d’Or’un galibi Michael Haneke’den Zambiya…

Logan’ın R-Rated VFX’inin Ardındaki Sırlar
Post Prodüksiyon
paylaşım1268 görüntüleme
Post Prodüksiyon
paylaşım1268 görüntüleme

Logan’ın R-Rated VFX’inin Ardındaki Sırlar

ADMIN - Haz 16, 2017

X-Men serisinin en yeni ve en karanlık girişi olan Logan, tüm serideki en çarpıcı efektlerin bazılarını içeriyor (filmin R-rating göz…

Sigma: Yeni Cine Zoom
Lens
paylaşım1663 görüntüleme
Lens
paylaşım1663 görüntüleme

Sigma: Yeni Cine Zoom

ADMIN - Haz 14, 2017

Sigma, objektifte güzel optikler arayan film yapımcıları için daha ucuz bir alternatif olduğu için bilinir. Yeni High-Speed Primes (şu an…

Yorum Yazmak İçin

Merak etmeyin, mail adresiniz yayınlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.